Aylin Cesur, Ölüm Yıl Dönümünde Demirel’i Andı: ‘İslamköy’den Çankaya’ya Uzanan Hikayesinde Asıl Bulacağınız Cumhuriyet’in Kazanımlarıdır’

İYİ Parti Isparta Milletvekili Aylin Cesur, 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel‘i ölüm yıl dönümünde “Demirel’in İslamköy‘den Çankaya‘ya uzanan hikayesinde, sayısız eserleri görür, Türkiye sevdasına tanıklık edersiniz, demokrasi mücadelesini anlarsınız. Atatürk’e ve Cumhuriyet‘e bağlılığını da göreceğiniz bu hikayede, asıl bulacağınız Cumhuriyet’in kazanımlarıdır” diyerek andı.

Süleyman Demirel’in manevi kızı ve doktoru İYİ Parti Isparta Milletvekili Aylin Cesur, 17 Haziran 2015’te hayatını kaybeden 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in 7. ölüm yıl dönümü nedeniyle yazılı açıklama yaptı. Cesur “Demirel’e göre adaletin işlemesi lazımdı, kurumların işlemesi lazımdı ve anayasanın işlemesi lazımdı. Pozitif hukuka dayanan ve batının kanunlarını esas alan devlet. Cebinde taşıdığı anayasasını, yine hep yanında taşıdığı Kuran gibi muhafaza etti. Hukukun üstünlüğüne inandı ve her daim bunu dile getirdi” dedi.

Demirel’in rüyasının “Büyük Türkiye” olduğunun altını çizen Aylin Cesur’un açıklaması şöyle:

“Demirel’in İslamköy’den Çankaya’ya uzanan hikayesinde, 50 senelik devlet hizmetinde Türkiye’ye sunduğu sayısız hizmetleri görürsünüz; Türkiye sevdasına tanıklık edersiniz, ama en önemlisi Atatürk’e ve Cumhuriyet’e bağlılığını da göreceğiniz bu hikayede, asıl bulacağınız Cumhuriyet’in kazanımlarıdır. Kendisi demişti ki: ‘Bana Cumhuriyet nedir diye sorarsanız, o benim işte! İslamköy’lü bir köylü çocuğunu Cumhurbaşkanı yapan Cumhuriyet’tir.’ O nedenle Demirel’in hikayesine, Cumhuriyete bağlı, Atatürk’ü seven herkes sahip çıkacak ve o hikayeyi nesiller birbirine aktaracaktır.

17 Haziran, Türkiye Cumhuriyeti‘nin 9. Cumhurbaşkanı, nam-ı diğer Türkiye’nin babası, büyük siyaset ve devlet adamı Süleyman Demirel’in ebediyete intikalinin 7. yıl dönümüdür. Süleyman Demirel; demokrasi ve kalkınmanın kahramanıdır ve yaptığı her dönemde, siyasette de tartışmasız lider ve duayendir. Eserlerle dolu ömrünün, neye adadığının bilinmesi, tarihe karşı sorumluluktur. 1 Kasım 1924’te İslamköy’de doğdu. Cumhuriyet’in ilanından 1 yıl sonra. 13 milyondan oluşan ve bütün sanayi ihtiyaçlarını ithal eden, tarıma dayalı bir toplum ve kişi başına düşen geliri yıllık 50 dolar olan bir Türkiye vardı. Demirel’in hikayesi, sadece İslamköy’den Çankaya’ya giden bir uzun ince yolun hikayesi değildir. Bu hikaye aynı zamanda, Cumhuriyet’in kalkınma, medenileşme mücadelesinin ve Türk milletinin benlik arayışının hikayesidir.

Sayın Cumhurbaşkanımız bir gün, İslamköy’deki baba evini gezdirirken, bir kerpiç odada dedi ki: ‘Ben, bu odada kardeşlerimle yaşadım. Elektrik yoktu. Gaz lambasıyla okur-yazardık. Köy okulunu bitirdim. Ortaokula gitmek için her sabah kilometrelerce yürür, kasabaya giderdik. Eğer bana Cumhuriyet nedir, diye sorarsınız, Cumhuriyet benim işte! İslamköy’den çıkmış bir köylü çocuğunu Cumhurbaşkanı yapan, Cumhuriyet’tir’ Her fırsatta bunun altını çizdi ve Büyük Atatürk’e bağlılığını ifade etti.

Kendisini siyasete iten Türk köylüsünün ve halkının o dönemdeki yoksulluğu ve çaresizliği idi. Memleketin büyük bölümünde içecek su, yakacak ışık yoktu. Meslek seçimi de milyonları çatlamış toprakla mavi gökyüzü arasında sıkışmış kaderinden kurtarma kavgasına katkıda bulunma amacıyla oldu ve bugün dünyada nam salan dev eserlere imza attı. Göreve başladığı yıllarda Türkiye’nin 35 bin köyünün sadece 13’ünde elektrik olan bir Türkiye. Bir yerden bir yere gidilemeyen ve gidilmesine aslında ihtiyacı olmayan bir Türkiye.

“DEMİREL’İN RÜYASI BÜYÜK TÜRKİYE’YDİ”

Demirel’in rüyası ‘Büyük Türkiye’ idi.  Köyden gelen ve halkın ıstırabını iyi bilen biri olarak, 1965 seçimlerinde ‘vatan için el ele’ diyerek yola çıktı. Halkın karşısına ‘kavgada, dövüşte fayda yoktur. Gelin Türkiye’yi iyi günlere götürelim. AŞ bulalım, ekmek bulalım. Türkiye’yi imar ve inşa edelim. Türkiye’yi kalkındıralım. Çağdaş ülkeler seviyesine getirelim. Ne mi yapalım? Avrupa’yı Asya‘ya bağlayalım. Boğaz Köprüsü’nü yapalım. Ne mi yapalım? Dicle ve Fırat‘ın üzerine Keban Barajı’nı yapalım ve Türkiye’ye elektrik bulalım. Elektrik ile fabrikalar kuralım. Fabrikalarda çocuklarımıza iş bulalım. Okul yapalım. Okumamış insan kalmasın Türkiye’de. ve geleceğe yürüyelim’ diye çıktı. ‘Büyük Türkiye’ hamlesinin gayreti yurt topraklarında verilecekti. ‘Bilgi konacak, demir konacak, çimento konacak ve en önemlisi bu güzel topraklara sevda konacak’ dediği topraklara hepsini koydu. Ne yapmaya kalkışsa, bir karşı çıkan oldu. Para yok, para bulacaksınız, buldu; Proje yok-bulacaksınız; buldu, mühendis yok-bulacaksınız; buldu.

Barajlar geldi art arda. Seyhan Barajı, bir ömrüm daha olsa bir daha veririm dediği büyük eseri GAP. Dünyanın incisi dediği Atatürk Barajı. Birecik Barajı ve Karkamış Barajı. Dağları değil çağları deldiği Urfa Tüneli ve sanayileşme. Kendisinin deyişiyle iğneden ipliğe her şeyi satın alan bir ülkeden, kendine yetecek inşa gücü ve sanayi tesisi ile ve eğitim kurumu olan bir Türkiye! 2000’e gelindiğinde Türkiye 80 milyona varan nüfusu ile tüm sanayi ürünlerini ithal eden bir ülkeden, bir sanayi toplumuna dönüşmüştür ve her alanda dev atılımlar gerçekleştirmiş bir dünya devletidir.

Cumhuriyetin en büyük işinin eğitim olduğuna inandı. Okulsuz köy, ortaokulsuz kasaba ve lisesiz ilçe kalmasın. İlk hedef buydu. Cumhuriyetin en güzel eseri saydığı ‘üniversiteyi her yere götürelim’. Asıl hedefi de bu oldu ve 104 üniversitenin kurulmasına, gelişmesine imza attı. Ülkenin hür olması lazımdı. Hür devlet, hür toplum ile mümkündü. İnsanların hür olması ise eğitim ile mümkündü. Eğitim hizmetlerinin en başında tuttu. Hür üniversite demokrasinin en önemli kurumlarındandı.  Demirel’e göre adaletin işlemesi lazımdı, kurumların işlemesi lazımdı ve anayasanın işlemesi lazımdı. Pozitif hukuka dayanan ve batının kanunlarını esas alan devlet. Cebinde taşıdığı anayasasını, yine hep yanında taşıdığı Kuran gibi muhafaza etti. Hukukun üstünlüğüne inandı ve her daim bunu dile getirdi.

“DEVLET KAVRAMINI ÇOK ÖNEMSEDİ”

Devlet kavramını ve onun zedelenmemesini çok önemsedi. Ona göre devlet, halkın devletidir, üstün irade ve her türlü yönetim yetkisinin kaynağı millet iradesidir. Derdi ki; ‘Hükümetler şapka gibidir, devlet baş gibidir. Şapka eskiyince yenisini alır takarsınız ama başı yıpratırsanız yenisini bulamazsınız. Devleti zedelemeyin.’ Kıbrıs‘a, Türk Dünyası’na, Balkanlara, Amerika’dan Orta Doğu ve Rusya‘ya uzanan iyi ve artan ilişkiler ve bir ömür inandığı davalarından biri Avrupa Birliği üyeliği ve ülkenin her köşesini ve kişisini kucaklayan bir Cumhurbaşkanlığı. Son nefesine kadar; ‘Kalkınmış, demokrat, büyük Türkiye’yi’ hedeflemiştir. Başarılarla ve mücadeleyle dolu öyküsünde, bugün çok önemsediğim ve özellikle umudunu yitiren pırıl pırıl gençlerimizle paylaşmak istediğim çizdiği yol şudur:

‘Pek çok ülke gibi Türkiye’nin de önemli sorunları bulunmaktadır. Hiçbir zaman sorunlarımızı küçümseyemeyiz. Yorgunluğa, bıkkınlığa, karamsarlığa gerek yoktur. Şevkimiz, kararlılığımız, kendimize güvenimiz bize yetecektir. Türkiye, neye sahip olduğunun değerini iyi bilmeli ve sorunlar ne kadar büyük ve ciddi de olsa, devletten, rejimden, kendisinden güvensizliğe düşmeden, sorunlarını demokratik zeminlerde çözmenin yollarını aramalıdır. Türkiye, demokrasi ve insan hakları idealine ve prensiplerine içtenlikle bağlıdır. Bu, kimseyi memnun etmek için değil, kendi vatandaşlarını mutlu etmek içindir. Bu ülkenin doğulusu ve batılısı, kuzeylisi ve güneylisi ile tüm bireyleri kardeştir. Bu kardeşlik bozulmamalıdır. Türkiye, dünya ile kucaklaşabilecek şekilde ekonomisini geliştirmeli ve teknolojinin gerisinde kalmamalıdır. Türkiye, kalkınmasını sürdürebilmeli; demokrasi ve kalkınma bayrağını hiçbir zaman elinden bırakmamalıdır.’

Bu duygularla, adını tarihe altın harflerle yazdıran Türkiye Cumhuriyeti’nin 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in Aziz Hatırası önünde ihtiramla eğiliyor, büyük kaybının 7. yıl dönümünde kendisini rahmetle, minnetle anıyorum. ve çok ama çok özlüyorum.”

Related Posts

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.